Ekonomi

IMF yolu açılırken, fona borçlu ülkelerde durum…

Şöyle bir tartışma var:

Seçimi CHP mi kazandı, AKP mi kaybetti?

Evet, doğrudur, seçimi halkı açlığa, boş tencereye, 10 TL ekmeğe, 600 TL kıymaya, açlık sınırının altında asgari ücrete, emekli maaşına mahkum eden AKP kaybetti.

Ama CHP’nin yaptıklarını da görmezden gelemeyiz.

Çok yazıldı ama kısaca yineleyelim:

Ekrem İmamoğlu faktörü, halkta inanılmaz karşılığı var, liderlik karizması mevcut… Maalesef etnisite sorunu nedeniyle gereken oyu alamayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun gitmesi, yerine gelen Özgür Özel’in örgütte başarılı işler yapması, gençlerin, kadınların önünü açması… Ayrıca, doğru adaylar belirlediler, sert polemiklere girmediler, ayrıştırıcı söylemlerden kaçındılar. Sosyal belediyecilik yaptılar, kent lokantalarıyla epey oy topladılar…

10 AYDA NELER DEĞİŞTİ?

Buna karşılık bardağı taşıran son 10 ayda AKP ne yaptı? Enflasyon, hayat pahalılığı ücretlileri ezip geçerken, servet transferi son sürat devam etti, gelir uçurumu hızla büyüdü.

Özellikle emekliyi (16 milyon ve ailesi) açlık ve sefalete mahkum etti. Mayıs seçimlerinde yüzde 39.6 olan resmi enflasyon Şubat’ta yüzde 67 idi, Mayıs’ta kurşunsuz benzinin litresi 20.4 lira idi, Mart sonunda 43.4 lira, Mayıs’ta dolar/TL kuru 20 lira idi bugün 32 lira, tüketicinin ekonomiye güveni 10 ayda 91 puandan 79 puana indi.

Ücretler ise sadece üç ayda eridi gitti. 1 Ocak’ta açıklanan asgari ücret (17 bin 2 TL) o zaman 577 dolardı, Mart sonunda 527 dolar oldu. En düşük memur maaşı 1.115 dolardan 1019 dolara, en düşük emekli maaşı ise 339 dolardan, 310 dolara düştü. Sözün özü; 3 ayda asgari ücretli 1.612 lira, memur 3.094 lira, emekli 935 lira kaybetti.

AKP 2002’DE İKTİDARA GELİRKEN DE DSP KAYBETMİŞTİ

Başa dönelim; CHP mi kazandı, AKP mi kaybetti?

Evet, büyük ölçüde AKP kaybetti.

Ama saçma bir argüman bu…

Çünkü AKP’yi iktidara taşıyan 2002 seçimini de DSP-MHP koalisyonu kaybetmişti.

2001’deki Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi yaşandı ve Kasım 2002 seçimini yüzde 34.3 ile AKP kazandı.

İktidardaki DSP (yüzde 1.2) ve MHP (yüzde 8.4) koalisyonu barajın altında kaldı. (AKP’nin son seçimde ne enflasyonun düşürülebildiği ne de o oranda ücret artışının yapılabildiği bir ortamda aldığı yüzde 35.5 oy da ayrıca tartışılmalıdır.)

2002’ye kadar seçmen tüm alternatifleri (ANAP, DYP, CHP) zamanında denedi ve sonunda AKP’yi iktidara taşıdı.

2001 KRİZİNDE NE OLMUŞTU VE IMF PROGRAMI NASIL UYGULANMIŞTI?

2001 krizi neydi? Kısaca; Borsa yüzde 14.6 değer kaybetmiş, faizler yüzde 760’a yükselmiş, iç borcun GSMH’ya oranı yüzde 69’a dış borcun GSMH’ya oranı yüzde 79’a çıkmıştı. 800 bin işsiz vardı. Ekonomi yüzde 9 küçülmüş ve toplam 24 banka batmıştı.

Kemal Derviş, ABD’den gelmiş, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile anlaşma yapılmış ve IMF’nin acı reçetesi sıkı sıkıya uygulanmıştı. Türkiye’nin dış ve iç borçlarını ödemesinin sürdürülebilirliğini esas alan bu program özelleştirme, enflasyonu kontrol altına alma, bütçe ve dış ticaret dengesini sağlamaya yönelikti. Bankacılık sektörü yeniden yapılandırıldı, ekonomide reform yasaları kabul edildi. Ve tabi acı reçete ağırlıklı olarak emekçilere uygulandı, enflasyonun altında ezildiler, esnaf dükkanını kapattı, yazar kasa fırlattı.

IMF POLİTİKALARINA BENZER BİR PROGRAM UYGULANIYOR

Şimdi yeniden bir IMF’nin isteyeceklerine benzer bir program uygulanıyor. Kimileri buna “IMF ile örtülü anlaşma yapıldı, program zaten uygulanıyor” diyor.

Şurasını unutmayalım; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek zaten 2009’daki bakanlığı döneminde, Kemal Derviş’ten kalma IMF programını uygulayan, kemer sıkma politikalarını gayet iyi bilen bir politikacı… Dünyanın en büyük yatırım bankaları Merrill Lynch ve Deutsche Bank kökenli…

Ancak, böyle gizlice anlaşarak IMF programı uygulanmıyor.

Bir süreç var; IMF ödemeler dengesi krizine girmiş, borçlarını döndürmek için kaynak bulamayan ülkelere talebi üzerine destek verir. Daha önceden yapılan olağan gözetimler doğrultusunda rapor hazırlanır.

Ardından ekonomi yönetimi, IMF’ye bir niyet mektubu verir. Bu niyet mektubunda IMF tarafının önerdiği ve üzerinde uzlaşılan önlemler (istikrar programı) yer alır.

IMF REÇETESİ HEMEN HEMEN HER ÜLKEDE AYNI…

Yani IMF reçetesidir bu… Bu reçete hemen hemen tüm ülkeler için aynıdır. Devalüasyon, kamu harcamalarının azaltılması ve gelirlerin artırılması yoluyla sürekli bütçe dengesi, merkez bankasının bağımsızlığı, faiz oranlarının yükseltilmesi, sıkı para politikası, borç yapılandırması, vergi bazlı gelir politikaları, özelleştirmeler ve çalışanların ücret artışlarının enflasyonun altında kalması…

Daha sonra stand-by anlaşması imzalanır. Burada stand-by “hazır durumda” gibi anlam içeriyor. Yani, “IMF bu ülkeye yardıma hazır olarak yanında duruyor” anlamını taşıyor. IMF, stand-by ile ülkeye belli bir miktar kredi verir. Ama rakamsal olarak önemli değildir, buradaki mesaj daha önemlidir. Stand-by yapan bir ekonominin küresel finans sisteminden borçlanmasının önü açılmış olur.

Türkiye şu anda büyük bir kaynak sıkıntısı yaşıyor, borçlanma imkanları çok kısıtlı… Bu nedenle bir stand-by anlaşması ile borç bulması gerekiyor.

Hazine Bakanı Mehmet Şimşek, 16 Nisan’da IMF-Dünya Bankası toplantılarına katılmak üzere Washington’a gidecek. Burada IMF yetkilileri ile görüşmeler yapılacak. Ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan 9 Mayıs’ta ABD ziyareti yapacak. Önümüzdeki bir ay önemli gelişmelere gebe…

Türkiye de; Arjantin, Mısır, Pakistan, Ukrayna ve Kolombiya gibi IMF ile anlaşması devam eden ülkeler arasına katılabilir. Ancak bu ülkelerin epeydir süren IMF programlarına rağmen ekonomilerini yoluna koyduğunu söylemek çok güç…

IMF’NİN EN ÇOK BORÇ VERDİĞİ ÜLKELER…

Peki, IMF bu ülkelerden ne istiyor, uygulamadaki istikrar programları nasıl, ne kadar borç verdi? Şu anda IMF’ye en borçlu ülke büyük bir krizin pençesindeki ve ekonomik olarak “Türkiye’nin ruh ikizi” benzetmesi yapılan Arjantin…

MİLEİ YÖNETİMİ NELER YAPTI?

Arjantin’de enflasyon yüzde 276’ya çıktı ve nüfusun yüzde 57’si yoksulluk içinde… Kasım’daki seçimleri kazanarak yönetimi devralan aşırı sağcı liberal Devlet Başkanı Javier Milei ve Ekonomi Bakanı Luis Caputo oldukça radikal kemer sıkma önlemleri almak istiyor. ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, önlemleri “çok umut verici” olarak niteledi.

44 milyar dolarlık IMF programı Mart 2022’de onaylandı. Son olarak, IMF 4.7 milyar dolarlık kredi diliminin ödenmesine Şubat ayında onay verdi. Böylece program kapsamındaki ödemeler 40.6 milyar dolara ulaştı. Ancak bu programının uygulaması geçen yıl artan enflasyon ve büyüyen mali açıklar nedeniyle rotasından saptı.

Yeni yönetimle birlikte yeni bir IMF programı tartışılıyor. Milei yönetimi, para birimini “bir bant içinde dalgalanmaya” bırakmak ve sermaye kontrollerini kaldırabilmek için IMF ile yeni bir program hakkında görüşüyor. Tasarruf önlemlerine yönelik yasayı henüz tam olarak parlamentodan geçiremedi. Milei enerji ve ulaşım sübvansiyonlarında kesintiler planlıyor.

SOSYAL YARDIMLARDA AZALMA…

Çocukların yüzde 60’ının hükümetten gelen beslenme desteğine bağımlı, çocuklar çöp kutularını karıştırıyor ve dilencilik yapıyor. 2024’ün ilk üç ayında perakende mağazalardaki gıda satışları yüzde 37 düştü.

Milei yönetimi ise, her gün daha fazla işçi gelmesine rağmen aşevlerine ayrılan fonları engelledi. Hükümet sosyal yardım ve emeklilik harcamalarını bir ayda yüzde 30 düşürdü, yüz binlerce sosyal yardım planı ortadan kaldırıldı.

Kamu sektörü çalışanları arasındaki toplu işten çıkarmalar başladı ve bazı fabrikalar üretimi askıya aldı. Üniversite yönetimleri, bütçelerinin dondurulması durumunda kapanmak zorunda kalacakları konusunda uyardılar.

Sendikalar ve çalışanlar, Ocak ayından beri art arda grevler, gösteriler yapıyor, halk ayakta… Her gün ülke çapındaki işyerlerinde, okullarda ve mahallelerde spontane protestolar, cacerolazos (tencere ve tavaların vurulması) yapılıyor.

MISIR EKONOMİSİNİ BÜYÜK PROJELER VE YOLSUZLUK MAHVETTİ

Mısır 108 milyon nüfuslu, 400 milyar dolarlık büyük bir ekonomi. Birkaç yıldır ekonomik krizde… Resmi rakam yüzde 23.5 ile rekor olsa da gerçekte yüzde 80’in üzerinde bir enflasyon, son bir yılda yüzde 55 değer yitirmiş para birimi, 270 milyar dolar ile milli gelirin yüzde 87’si iç borçlar, 145 milyar dolar dış borç…

Gelecek beş yılda 100 milyar dolar borç ödemesi gerekiyor. İthalat ve döviz işlemlerinde kısıtlamalara rağmen döviz sıkıntısı var. Geçen yıl ülkeden şimdiye kadarki en büyük sermaye kaçışı oldu.

Önceki yıl Aralık ayında serbest kur rejimi, özelleştirme, finansal ve mali reformlar vaadiyle IMF’den 3 milyar dolar aldı.

Krizin en önemli nedeni: Aşırı borçlanma ve yanlış harcamalar… 2014’ten beri süren Sisi rejimi döneminde büyük projelere fon bulunması için gereğinden çok fazla borç alındı. Ülkenin bir harcama önceliği olmadığı gibi, fonlar sağlık ve eğitim yerine bir avuç seçkin zenginin çıkarına hizmet edecek mega projelere harcandı.

Örneğin toplam maliyeti 50 milyar doları aşan “Yeni İdare Başkenti” projesi fon yetersizliği nedeniyle durdurulmuş durumda… 23 milyar dolarlık hızlı tren hattı da bir başka tartışmalı proje…

MART AYINDA DEVALÜASYON VE ARDINDAN IMF İLE YENİ ANLAŞMA…

Cumhurbaşkanı El-Sisi, Ocak ayında Mısırlılara ekonomik acıya katlanmalarını, mega projelerin ise milyonlarca kişiye istihdam sağladıklarını söyledi.

Ancak işler öyle gitmedi. Mart ayının başında esnek kura geçilmesi ve faiz oranlarının 600 baz puan artırılmasından saatler sonra IMF ile 8 milyar dolarlık yeni bir paket için anlaşma sağlandı. Çevresel sürdürülebilirlik için de 1.2 milyar dolar kredi…

Ancak esnek kura geçilmesiyle Mısır Lirası’nın dolar karşısında değeri, 31’den 49.5’e fırladı. Para birimindeki devalüasyonun ardından, Mısırlılar fiyatların artmasıyla daha fazla sıkıntı çekecek. Yemeklerinin vazgeçilmez malzemesi soğanın fiyatı bir yılda yüzde 400’den fazla arttı. Şubat ayında kamu çalışanları için asgari ücrette yapılan yüzde 50’lik bir artış da eriyip gitti.

El-Sisi yönetimi Mısırlıların en çok güvendiği ve önceki hükümetlerin cesaret edemediği bir yola başvurarak ekmek ve elektrik gibi ürünlerde sübvansiyonları azaltıyor.

Dünyanın en büyük tahıl ithalatçılarından biri olan Mısır 8 milyon tonun üzerinde buğday ithal ediyor. Ülkenin üçte biri yoksulluk sınırında ve nüfusun büyük bölümü temel gıda maddelerindeki sübvansiyonlar nedeniyle devlete bağımlı halde.

PAKİSTAN MORATORYUM İLAN ETTİ VE EN DEĞERLİ VARLIKLARINI SATIYOR

Pakistan’ın önümüzdeki beş yıl içinde IMF’ye yaklaşık 7.5 milyar dolar ödemesi gerekiyor, rezervleri ise 8 milyar dolar seviyesinde…

Geçen yaz borçlarını ödeyememiş ve moratoryum ilan etmişti. Ocak ayında, IMF ile 3 milyar dolarlık stand-by için anlaştı. 2019’daki programdan dolayı IMF’ye ayrıca 4.5 milyar dolar borcu var.

Stand-by anlaşması kapsamındaki 1.1 milyar dolarlık ikinci dilim için incelemeler Mart sonunda tamamlandı, IMF yönetimi bu ay sonunda onaylayacak.

2022 yılında 40 milyar dolar hasara yol açan sel baskınlarının ardından rekor enflasyon, siyasi ve ekonomik çalkantı, istikrarsızlık, yolsuzluklar ve tükenen döviz rezervleri ülkeyi ağır bir ekonomik krize soktu.

Pakistan boş durmuyor, zengin Arap ülkelerinden destek arıyor. Mart başında göreve gelen Başbakan Şahbaz Şerif, bu ay başında finansal destek ve yatırım bulmak için Suudi Arabistan’a gitti, veliaht prens Muhammed bin Selman ile görüştü.

Suudi Arabistan, Pakistan’ın Reko Diq altın ve bakır madenindeki kamu hisseleriyle ilgileniyor. Bu satış 350 milyar dolarlık ekonomi için büyük bir anlaşma olabilir. Madencilikte dünya devi Barrick Gold, dünyanın en büyük işlenmemiş bakır-altın alanlarından biri olan bu madende yarı hisseye sahip…

Enflasyon yüzde 21, politika faizi yüzde 22 seviyesinde. 274 milyar dolar civarındaki kamu borcunun GSYİH’ya oranı ülkeyi ekonomik şoklara karşı savunmasız bırakan bir oran olan yüzde 91 oldu. 125 milyar dolar dış borcu var.

gursuhaber.com.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

-
Başa dön tuşu